21 Aralık 2012 Cuma





                                             KENTSEL DÖNÜŞÜM
Konut tipleri insan psikolojisini ve toplumsal yaşamı şekillendirmede önemli rol oynamaktadır. Evlerin güneş ışığını uygun şekilde almaları, insan sağlığına uygun bir ısınma sistemi, ferahlık, evi farklı bölmelere ayıran ve girişi kontrol eden kapılar gibi unsurlar insan hayatına şekil veren önemli faktörledir. Bununla birlikte, birçok sosyal bilimciye göre yaşanılan yerin insan hayatındaki asıl belirleyiciliği, kişilerin konut seçerken gelir seviyeleri ve sosyal statülerine göre farklı muhitlere dağılmaları. Sosyo-ekonomik açıdan daha donanımlı olan; şehir hayatında geçerli bir mesleği, yeterli eğitimi, gerekli bilgi ve becerisi olan profesyoneller daha bakımlı ve şehir planlaması az ya da çok oturmuş mahallelere yerleşirken yeterli donanımı olmayan kişiler ancak maddi güçlerinin elverdiği konutlarda yaşayabilmekte. Geçimini daha ziyade enformel ve sosyal güvencesi olmayan işlerde ya da ekonomik getirisi daha düşük mesleklerde çalışarak kazanan kişiler, kiraları veya fiyatları daha ucuz evlere, dolayısıyla daha diğerlerinden daha farklı mahallelere yönelmekte. Bu durum ise farklı sosyal-ekonomik imkânların sınırlarını çizdiği farklı mahalleler yani farklı şehir katmanlara oluşturmakta.
KENTSEL DÖNÜŞÜMÜN ASIL AMAÇLARI

1.Kentin fiziksel koşulları ile toplumsal sorunları arasında doğrudan bir ilişki kurulmalıdır.Keza,kentsel alanların çöküntü alanı haline gelmesindeki en önemli nedenlerden birisi toplumsal çökme ya da bozulmadır.Kentsel dönüşüm projeleri,temelde toplumsal bozulmanın nedenlerini araştırmalı ve bu bozulmayı önleyecek önerilerde bulunmalıdır.
2.Kentsel dönüşüm; kent dokusunu oluşturan birçok ögenin fiziksel olarak sürekli değişim ihtiyacına cevap vermelidir.Bir başka deyişle,kentsel dönüşüm projeleri kentin hızla büyüyen,değişen ve bozulan dokusunda ortaya çıkan yeni fiziksel,toplumsal, ekonomik,çevresel ve altyapısal ihtiyaçlara göre,kent parçalarının yeniden geliştirlmesine olanak sağlamalıdır.
3.Kentsel refah ve yaşam kalitesini artırıcı bir ekonomik kalkınma modeli/yaklaşımını ortaya konulmalıdır.
4.Fiziksel ve toplumsal bozulmanın yanı sıra, kentsel alanların çöküntü bölgeleri haline gelmesinin önemli nedenlerinden birisi de,bu alanların ekonomik canlılıklarını yitirmesidir.Kentsel dönüşüm projeleri,fiziksel ve toplumsal çöküntü alanları haline gelen kent parçalarında ekonomik canlılığı yeniden getirecek stratejileri geliştirmeyi ve böylece kentsel refah ve yaşam kalitesini artırmayı amaçlamalıdır.
5.Kentsel alanların en etkin biçimde kullanımına ve gereksiz kentsel yayılmadan kaçınmaya yönelik stratejilerin ortaya konulmasıdır.Kentsel Dönüşüm projelerinde bölgenin sorunları ve potansiyellerinin niteliğine bağlı olarak,bu hedeflerden biri veya bir kaçı ön plana çıkabilmektedir.


KENTSEL DÖNÜŞÜM YÜKSEK BİNADAN İBARET OLMAMALI HALK DÜŞÜNÜLMELİ!

Ülkemizdeki kentsel dönüşüm projelerinin en sakıncalı yanlarından bir tanesi; bu sürecin yıllar içerisinde oluşmuş komşuluk ilişkilerinin, yani sosyal dayanışmanın ve sosyal kontrol mekanizmalarının, hesaba katılmaması.
Mesela Sulukule'deki Romanların trajik öyküsü... Eğer sermaye ve temsilcileri emekçi kitleleri düşündüklerini söylüyorsa,bilinmelidir ki gerçek bunun tam tersidir.Sulukule örneği bu hakikati çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriyor.İstanbul'da tarihi yarımada sınırları içinde kalan Sulukule"kentsel dönüşüm" kapsamına alındı ve Romanlar buradan sürüldü.Fatih Belediyesi evleri ucuza kapattı,gitmek istemeyenlerin evleri zorla istimlak edildi ve insanlar kentin dışında,kuş uçmaz kervan geçmez bir yere yerleştirildiler, toplumsal yaşamda kopartıldılar.
 Sulukule diyorum, çünkü Romanların bu mahallede kendilerine özgü kültürleri vardı. Ekonomik olarak nasıl geçindiklerini biliyoruz. Onların ekonomisi, yaptıkları dans ve müzikle elde ettikleri gelirdi. Bu geliri ya mahallesine gelip talepte bulunanlara ya da hemen yanı başındaki eğlence mekanlarından elde ediyorlardı. Hiç alışmadıkları alakasız yerlere taşınmak zorunda kaldıkları gibi geçimlerini sağlayamayınca sudan çıkmış balığa döndüler.  Sulukule tam bir kültürel kayıp, aynı zamanda sosyo-ekonomik bir trajedi örneği oldu. Samsun'daki sel ve yaşanan felaketin de gözler önüne serdiği üzere,sermaye düzeninden işçi ve emekçilerin ihtiyaçlarını karşılayacağı sağlıklı yaşam alanları inşa etmesini beklemek boşunadır.Samsun'da yaşanan felakette vatandaşların hayatını kaybetmesinin,kentsel dönüşüm çalışmalarının sadece rant amaçlı yapıldığını,gerekli zemin etütlerinin,bölgesel şartların dikkate alınmadan uygulandığını bir kez daha görmüş oluyoruz.Oysa kentsel dönüşüm çalışmaları,gerekli araştırmalar yapılarak uygulanması gerekmektedir.Kentsel dönüşüm Türkiye'de sıkça tartışılmakta olan bir konudur.Dünyada kentsel dönüşümün çok sayıda başarılı örneği bulunmaktayken,ülkemizde bilimsel ve toplumsal temellere dayanmayan yanlış yaklaşım ve yöntemlerle geliştirildiği için kamuoyu tepkisine neden olan ve çoğu örnekte kente yarar yerine zarar veren bir uygulama olmuştur.

KENTSEL DÖNÜŞÜM RANTA DÖNÜŞTÜRÜLMEMELİDİR.
Zenginler için denize nazır lüks konutlar, villalar inşa edilirken, işçi ve emekçiler içinse bataklıklar ve dere yatakları üzerinde “ölüm ovaları” yaratılıyor.
Yalova’da inşa edilen konutlar bunu çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriyor. TOKİ, Yalova’da 17 Ağustos 1999 Marmara depreminde yerle yeksan olan Hacı Mehmet Ovası’na yüzlerce konut inşa etti. Bu ova, eskiden bataklıkken 1980’lerin sonlarında doldurulmuş ve üzerine binalar dikilmişti. Sonrası ise malûm; 17 Ağustos depreminde buradaki binalar bırakın yıkılmayı adeta toprağa gömülmüştü ve 2 binden fazla insan enkaz altında kalmıştı. Afet İşleri Genel Müdürlüğü “ölüm ovası” olarak anılan bu bölgeye önce Önlem Şartlı Alan statüsünde iki kat sınırı getirmiş olmasına rağmen, TOKİ 2006’da kendi imar planını devreye sokarak bölgeye 4 katlı binalar dikmeye başladı. 2008 yılında ise 1152 konut tamamlanarak hak sahiplerine teslim edildi. Ne yazık ki, ova TOKİ konutlarıyla da sınırlı kalmamış, belediyenin de teşvikleriyle insan yaşamı hiçe sayılarak inşaat sektöründeki yatırımcılara daha cazip hale getirilmiştir. Dönemin Belediye Başkanı tarafından “Ölüm Ovası Değil, Hayat Mahallesi” sloganıyla bölge yeniden imara açılmıştır. Belediye, kat iznini ikiden üçe çıkarttı ve imar planlarında ova “düşük yoğunluk”tan “orta yoğunluklu” konut alanına dönüştürüldü. Bölge şantiyeye dönmüş durumda. Üstüne üstlük bir de, “Depremden beri kullanılmıyordu, insanların yürümeye bile çekindiği bir alandı. Şu an Yalova’nın en hızlı gelişen mahallesi” diye yüzleri kızarmadan övünüyorlar.
TOKİ ve büyük inşaat şirketleri geçirilen yasalarla önlerinde yeni kâr kapıları açıldığı için ellerini ovuştururken, bankalara da yeni konut kredileri olanakları sayesinde gün doğmuş oluyor. Bu durumda yine olan işçi-emekçi ailelere oluyor. Bir taraftan çıkartılan kentsel dönüşüm yasalarıyla evsiz barksız kalırken, bir taraftan da kafalarını sokacak bir evleri olması için yıllarca içinde debelenip duracakları bir borç batağına sürükleniyorlar.
Belediyelere verilen yetkilerle askeri alanlar hariç her yer “kentsel dönüşüm” alanı olarak ilan edilebilirken, nedense sürekli olarak büyük inşaat şirketlerinin göz diktiği arsası değerli gecekondu bölgelerini ya da kentin içinde kalmış ve arsaları alabildiğine kıymetlenmiş yoksul mahallelerini, tarihsel semtleri gözümüzün içine sokuyorlar. Bir de utanmadan büyük bir ikiyüzlülükle konutların çürüklüğünden, depreme dayanıksızlığından, çarpık kentleşmeden dem vuruyorlar. Kentsel dönüşüm kapsamında yıkılan evler sahiplerinin ağızlarına bir parmak bal çalınarak ellerinden alınmış oluyor ve çoğu zaman “ne haliniz varsa görün” deniyor. Paranız varsa el konulan evinizin yerine yeni, ihtişamlı yapılardan alabilirsiniz. “Yok, o kadar para nereden bulayım” diyorsanız, kaderinize boyun eğip kentin dışında bulunan TOKİ konutlarından “kira öder gibi” konut sahibi olabilirsiniz!